Dünya barışı, kendisini tehdit eden tehlikelerle orantılı çabalar olmaksızın korunamaz.  Örgütlü ve diri bir Avrupa'nın uygarlığa yapabileceği katkı, barışçıl ilişkilerin korunması ve sürdürülmesi için elzemdir. Birleşik Avrupa için 20 yılı aşkın süredir önderlik rolünü üstlenen Fransa, barışa hizmeti daima temel amacı olarak benimsemiştir. Ancak Birleşik Avrupa kurulamamış, savaş çıkmıştır. 

Avrupa birdenbire ve tek bir plana göre oluşturulamaz. Önce fiili bir dayanışmayı yaratacak olan somut kazanımlarla kurulacaktır. Avrupa uluslarının bir araya gelmeleri, Fransa ile Almanya arasında çok uzun süredir var olan karşıtlığın ortadan kaldırılmasını gerektirmektedir. Yapılacak her türlü girişim ilk önce bu iki ülkeyle ilgili olmalıdır…”  Schuman Bildirgesi 9 Mayıs 1950

Avrupa’daki devletler arasındaki çıkar çatışmaları, Avrupa’da geniş çaplı bir savaşın çıkmasına yol açmıştır. Savaş sonrasında Fransa Planlama Teşkilatı’nın Başkanı Jean Monnet, Avrupa’daki çıkar çatışmalarının odağında bulunan kömür ve çeliğin uluslararası bir yapıyla denetim altında tutulması fikrini ortaya atmıştır. Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman da 9 Mayıs 1950 de J.Monnet in fikirleri ışığında Schuman Bildirgesini kamuoyuyla paylaşmıştır. Yukarıda paylaştığım bildirgenin ilk iki paragrafından da anlaşılacağı üzere temel problem Fransa ve Almanya arasındaki karşıtlıktır.

Schuman Bildirgesi ışığında 1951 Paris Antlaşması ile Avrupa Kömür Çelik Topluluğu; Benelüx ülkeleri, Batı Almanya, Fransa ve İtalya arasında kurularak Avrupa Birliğinin temeli atılmış oldu. Böylelikle temel problem olan Avrupa’nın en güçlü iki devleti Fransa ve Almanya arasındaki karşıtlık yerini zamanla dostluğa bırakmıştır. Bu da kıta genelinde ekonomik refah temelinde çatışmasızlık yıllarını başlatmıştır.

Avrupa Birliğinin temelini oluşturan bu süreçte Fransa’nın önderliği ve önemi ortadadır. 2008 Finansal Krizi ile birlikte günümüzde Fransa ve Almanya arasında tıpkı 1950 öncesi gibi ekonomi temelli yeni çıkar tartışmaları doğmaktadır. Burada Almanya, AB’yi ulusal çıkarları doğrultusunda kullandığı iddiası ile suçlanıyor. Lakin Almanya’nın AB içerisinde ekonomik lokomotif olduğu gerçeği de yadsınamaz. Bir diğer ifade ile 2008 krizi sonrası Almanya sağlam duruşunu korumasaydı, AB içerisindeki ekonomik kriz çok daha derinleşebilir çok daha fazla kuruluş batabilir ve çok daha fazla kişi işsiz kalabilirdi.

AB sayesinde uzun yıllardır barış topraklarında refah içinde yaşan Avrupa halkları ekonomik refah karşılığında siyasi iradelerinin bir kısmını AB ye bıraktılar. Refah elden gitmeye başlayınca iradelerini de geri istemektedirler. AB’nin fikir babası ve kurucularından biri olan Fransa’da başkan olmak için yarışan M. Le Pen: “Fransa'yı bir kadın yönetecek, ya ben ya da Merkel” derken kastettiği tam olarak budur. Bu görüş Avrupa Barışını tehlikeye atmaktadır. Neyse ki Emanuel Macron galip geldi ve barışın önündeki bu tehlike şimdilik atlatıldı. Bankacılık temelli ekonomist Macron un öncülüğünde AB içerisinde ekonomik refahın yeniden tesis edilmesi ve böylelikle kıta barışının riske atılmaması büyük önemdedir.

Avrupa Birliği belki de ulusların zenginliklerini ulus üstü bir yapıda yönetirken adaletli davranmıyor fakat Avrupa Birliği aynı zamanda Avrupa’daki barışında emniyet sibobu konumunda bulunuyor.

                                                                                                                           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.